Sümbül ağa gerçekden hadımmı ?

0
115

Sezonun en çok konuşulan dizisi ‘Muhteşem Yüzyıl’ın ‘Sümbül Ağa’sı Selim Bayraktar, yeni sezonda sürpriz bir aşk yaşayabileceğini söylüyor..

Rolü kabul ederken tedirginlik yaşamadığını belirten Bayraktar, rolüyle ilgili “Sümbül Ağa eşcinsel ya da gay değil ki, ne idüğü belirsiz bir canlı” diyor.

Sokakta nasıl reaksiyonlar alıyorsunuz?
Kimse “Nasıl oynuyorsunuz?” demiyor, “Sümbül Ağa ne kadar ilginç bir karakter” diyorlar. Ama merak edilmeyecek gibi de değil. Oyuncu için altı çizilecek bir karakter. Bu anlamda çok şanslı olduğumu düşünüyorum. Sarayda her şey ondan soruluyor. Ne oluyorsa önce onun haberdar olması gerekiyor. Ama geçmişine baktığınızda, cinsel organı kadınlar için kesilmiş ve bunu erkekler istemiş. Osmanlı’nın son dönemlerindeyse evlendiklerini öğrendik. Sır tutan ama taraf tutmayan bir yapıya sahipler. O yüzden Sümbül Ağa, ne Hürrem’ci ne Mahidevran’cı.

Sümbül Ağa, hadım edilmesine karşın duyguları ölmemiş. Sanki Gülnihal Hatun’a karşı bir şeyler hissediyor.Ölemez ki… İnsanın her zaman ikircikli bir tarafı vardır. İçinizdeki aşk duygusunu her zaman taşırsınız. Sonuçta erkek olarak dünyaya gelmişler, bunu değiştiremezsiniz.

Osmanlı zamanında kadın olmak mı, erkek olmak mı daha zormuş?
Kadın olmak zor. Hâlâ çok zor. Doğuran, sorumluluk sahibi olan, erkeğin arkasını toplayan hep siz kadınlarsınız.

Size bu rol teklif edildiğinde tereddüt ettiniz mi?
Çünkü birçok oyuncu, artık efemine ya da gay rolü geldiğinde önce bir düşünüyor.Asla öyle bir tedirginliğim olmadı. Ama çevremden, “Nasıl oynayacaksın? Tepkiler gelmeyecek mi? Sen gay misin?” gibi sözler işittim. Fakat bu, eşcinsel ya da gay değil ki, bu ne idüğü belirsiz bir canlı. Çünkü o dönemde yaşayan ve bir görev duygusuyla hadımlaştırılmış canlıların nasıl yaşadığını bilmiyoruz.
Çok sevindi ama “Zor bir durum” dedi. Eşim, Devlet Senfoni Orkestrası’nda müzisyen. Geçen gün, uçakta bir hostes hanımefendi bana “Siz hetero musunuz?” dedi, kulaklarıma inanamadım. Bana, “Gerçekten hadım mısınız?” diyorlar.

Artık sokaktaki herkes sizi tanıyor. Bu durumdan mutlu musunuz?En büyük mutluluğu, Diyarbakır Devlet Tiyatrosu’ndayken yaşadım. Tiyatroda bizi seyreden bir seyirci yolda, “Arap Bacı, sen işinin hakkını veriyorsun” demişti. Tüylerim diken diken olmuştu. Televizyon seyircisinin, “Ne kadar güzel oynuyorsunuz” demesiyle, tiyatronunki arasında yüzde 50 fark var.

Şöhret hareket alanınızı kısıtladı mı?
Hâlâ metrobüse binebiliyorum.

“O dönemde yaşamak istemezdim”

O dönemde yaşamak ister miydiniz?Hayır, yaşamak istemezdim. Geçmiş, geçmişte kalmıştır. O dönemdeki düzenle, günümüzdeki zihinsel gelişim arasında çok büyük bir fark var. Ama gelecekte yaşamak isterdim.

1299 yılından 2011 yılına doğru baktığımızda, Türk erkekleri, kadınları iyi idare edebilmiş mi?Hayır. Hiçbir şekilde idare edemiyoruz. Kadın bizim için çok önemli. ‘Anadolu’ diyoruz. Yani “Topraklarımız anne dolu.” Her şeyimiz ana kilidiyle kurulmuş. Kibele Heykeli’nin solunda bir çocuk, sağında aslan vardır. O aslan onun gücünü, çocuk da doğurganlığını simgeler. Kibele 300 yıl sonra Tanrıça Arinna, 400 yıl sonra da Anitta oldu. 250 sene sonra da Kubaba. Ardından Anna, haminne, ana ve anne. Yani ‘kadın’ bizim için çok önemli. 18 bin yıllık bir toplumuz. Şu anda 550 milletvekilinin 500’ü erkek olsa da, sevgili vekillerimiz eve gittiklerinde hanımlarından direktif alıyorlar, bundan eminim.

Şu an Türkiye’yi bir kadın yönetseydi, nasıl olurdu?
Önce toplum olarak beynimizdeki kadınlara karşı olan blokajı kaldırmamız gerekiyor.

Biraz hayat hikayenizden bahsedelim.1975 yılında Irak’ta doğdum, Türkmen’im. Babam, “Türkiye’ye dönelim” dedi ve Irak’tan ayrıldık. 1987 yılıydı. İran-Irak savaşının en kızıştığı, Körfez krizi zamanıydı. Çok zor bir yolculuktu. Bizi sekiz peşmerge getirdi, atların sırtındaydık. Başımızın üzerinden füzeler geçiyordu. PKK’nın eline düşebilirdik, peşmergeleri bilmiyorduk. Dağın başında ve silahlıydılar, bize tecavüz de edebilirlerdi. Fakat hiçbir şey olmadı. Yolu kaybettik, gecenin dördünde dağın başında kaldık. Bütün ışıkları söndürdüler. Çok korkunçtu. Kızına tecavüz edilenler, parası alınanlar, ailesi öldürülenler vardı.

Türkiye’ye gelince nereye yerleştiniz?

Dört yıl Eskişehir’de yaşadık. Soğuk geldi, Antalya’ya gittik.

Oyuncu olmaya nasıl karar verdiniz?

Mısır sinemasıyla büyüdüm. İçsel olarak merakım vardı. Antalya’da liseden arkadaşım Türker’le yolda yürürken, bir afiş gördük. Tiyatro atölyesinde kurs vardı, gittik. 650 kişilik kursiyerden geriye 10 kişi kaldık. Çok güzel oyunlar oynadık. Türkiye’de ilk kez kamyon ve çadır tiyatrosunu kurduk.

“Süpriz aşk olabilir”

Kaç yıldır evlisiniz?

Altı yıldır evliyiz. Uçurtma uçururken tanıştık, benim uçurtmam eşim Bihter’in önüne düştü, birbirimize aşık olduk.

Eviniz Antalya’da. Çekimler için İstanbul’a gidip gelmek zor olmuyor mu?

Olmaz olur mu? İstanbul’da kuzenimde kalıyorum. Antalya Devlet Tiyatrosu’nda oyunlarım olduğu için gidip geliyorum. Şimdilik İstanbul’a taşınmayı düşünmüyoruz.

Eşiniz bu mecburi ayrılıklarınızdan şikayetçi değil mi?

Şikayetçi tabii. Ama biz evlendiğimiz günden beri ayrıyız. Evliliğimizin ertesi günü ben turneye gittim. Çok güçlü bir ilişkimiz var. Birbirimize daha çok sarılıyoruz. Altı yıldır, toplasanız bir ay evimde, kendi yatağımızda düzenli olarak yatmadım.

Yeni sezonda ‘Muhteşem Yüzyıl’da seyirciyi nasıl sürprizler bekliyor?
Gerçek hikayeyi izleyeceğiz. Yoğun duygular görecekler. Sümbül Ağa’ya bir aşk gelebilir.

CEVAP VER