Şirin Ediger: Kızım İstanbul babası Okan’ın aynısı!

0
131

Ebru Güzel, Elele dergisinin yeni sayısı için Şirin Ediger’le buluştu. Ediger, Güzel’e verdiği röportajda anneliği, kızı İstanbul’u ve eşi Okan Bayülgen’i anlattı.

* Evlilik terapisti-psikiyatrist Prof. Dr. Mehmet Sungur’a göre tek başınalığın keyfine varabilenler birlikteliğin tadına varırmış. Okan da, sen de öyle bir izlenim yaratıyorsunuz, yanılıyor muyum?

– Öyle bir izlenim mi yaratıyoruz? Kendi adıma konuşmam gerekirse, ben öyle tek başınalığa çok da meraklı bir tip değilim. Yani hele ki konu Okan olursa, mümkün olan her dakika, her saniyemi onunla geçirmeyi isterim. Bence hayatta tek başına olmak yerine iki kişi olmayı seçiyorsan evliliğin bir anlamı var. Örneğin bir yerde sevdiğin yanında olmadığı zaman, “Ah keşke o da şu an benimle olsa” demeli insan. Ben bazen komik bir şey olduğunda, “Okan şimdi burada olsa şöyle söyler, böyle yapardı” deyip, sanki gerçekten oradaymış ve düşündüklerimi aynen yapmış gibi sürdürüyorum o anı. Anlatması zor, ama içgüdüsel garip bir şey.

* Sadakat, zeka, adanmışlık, aşk… Sence, sizdeki hangi bireysel beceri(ler) ilişkinizi güçlü kılıyor?

– Bence ‘aşk’! Geçenlerde Pinterest’te “Aşk, babam uyandığında, annemin ona sabah kahvesini hazırlaması ve ona ikram etmeden önce çaktırmadan tadının her zamanki gibi olup olmadığına bakmasıdır” diye bir cümle okudum. Bana göre bir evliliğin sırrını açıklayabilen bir ifade bu. Güçlü bir baba figürü, çocuklar, kahvaltı, alışkanlıklar, gelenekselleşmiş ritüeller, saygı, sevgi, otorite ve şefkat. Bizim evliliğimizde bunların olduğuna inanıyorum ve her daim olmasını da diliyorum. Bir de bunlara ek olarak, birlikte yaratmak ve bundan zevk almanın da önemli olduğunu düşünüyorum. Ben bir fikir çıktığında, Okan’ın yorumunu almak için can atıyorum.

KIZIMA HEM BAĞLI HEM DE BAĞIMLIYIM

* Bir çocuk modasıdır aldı başını gidiyor. Herkesin elinde bir alışveriş poşeti, bir çocuk. Hangisi marka artık belli değil. Çocukların, tüketim öznesi olmasına karşı olduğun için mi biz İstanbul’u görmüyoruz?

– Aslında tüketim meselesinden çok, onun ‘tanınan’ bir insan olup olmayacağına kendisinin karar verebilmesini istiyoruz. Herkes bu hayalle yaşamıyor olabilir. Bu nedenle eğer bir gün ünlü bir insan olmak isterse bunu kendi rızası ve emeği ile hayata geçirmeli.

* Çocuğunla ilişkinde bağlanma ile bağımlılık arasındaki dengeyi nasıl kuruyorsun?

– Ben ona her türlü -deli gibi- hem bağlı hem de bağımlıyım. Bu ömrümün sonuna kadar da böyle olacak. Ama onun kimseye bağımlı olmasını istemem. Kendi ayakları üzerinde durabilen, güçlü, sağlam, taş gibi bir kız olsun isterim. Bunun için de anne babaya düşen görev, çocuklarını birer birey olarak yetiştirmek.

* Çocuk olduktan sonra artan ev ödevlerini zevkle yapan bir anne misin?

– Tabii, ara sıra şikayet ettiğim oluyor. Herkese, her şeye yetişmeye çalışıyorum. Ama planlı, organize olunca üstesinden gelinemeyecek bir şey de yok. Marifet zaten burada. Hepsinin birden üstesinden gelebilmekte. Bunu da becerebildiğini görmek tabii ki çok büyük bir zevk veriyor insana.

ÖNCEDEN ÇOCUKLARI SEVMEDİĞİMİ ZANNEDERDİM

* Peki, kendin için en son ne yaptın?

– Bu sabah kalkıp işe gittim.

* Anneler Günü’nün bir anlamı var mı sizin evde? Kutlar mısınız?

– En sevdiğim özel gün oldu diyebilirim. İstanbul’un doğumu benim için pek çok anlamda bir milat oldu. Önceden çocukları çok sevmezdim ya da sevmediğimi zannederdim. Tek çocuk olduğum için etrafımda çok fazla sayıda çocuk olmadan yetiştim. Bu nedenle daha çok yetişkinlerle geçirdim hayatımı. Ama anne olunca gerçekten çocukların ne muhteşem şeyler olduğunu anladım. Üstelik bu konuya karşı çok da hassasım. Özellikle ihtiyacı olan çocukları bağrıma basıp hepsine bakabilmeyi isterdim. Anneler Günü çok önemli ve güzel bir gün. Hem kendi annemin Anneler Günü’nü kutlamaya bayılıyorum hem de kızım benimkini kutlayınca dünyalar benim oluyor.

* İstanbul’un nasıl bir kişiliği olacağını şimdiden öngörebiliyor musun?

– Babasının aynısı! Bunu da açıklamama gerek yok diye düşünüyorum.

* Senden bir şey yok mu diyorsun?

– Benden çok huy almış gibi gözükmüyor, aynı burçtan olmamıza rağmen karakteri ve huyları Okan’a benziyor. Ve bu benim çok hoşuma gidiyor açıkçası.

OKAN’LA FARKLI ZAMAN DİLİMLERİNDE YAŞIYORUZ

* Okan geceleri yaşamaya alışkın, günün hangi saati görüşebiliyorsunuz?

– Gerçekten farklı zaman dilimlerinde yaşıyoruz. Ben kalktığımda o yeni yatmış oluyor. Ama o bana ve kızına bir şekilde zaman yaratabilen bir baba. Uyumadan önce ailece kahvaltı ediyoruz. Günün en az bir öğününde hep birlikte olmaya gayret ediyoruz. Programının olmadığı pazartesi akşamlarımızı ise birbirimize rezerve ettik. Sonuçta öyle ya da böyle zaman yaratmak için elimizden geleni yapıyoruz.

* Biz çekim boyunca pamuk gibi bir kadınla çalıştık, oysa aksi ve zor olduğun konuşuluyor. Sence neden böyle?

– Bu aslında benim her zaman karşılaştığım bir soru. İşlerin yolunda gitmediğini düşündüğüm zamanlarda aksileşebiliyorum zaman zaman. Bu bir ekibin sorumluluğunu taşımaktan ileri geliyor da olabilir. Reklamcıların çoğunda aslında bu özelliğin olduğunu gözlemliyorum. Kolektif bir yaratım süreci içerisinde, ekipteki her fert sonucu etkileyen bir girdi ortaya koyuyor. Bir kişinin hatası tüm ekibin emeğini aşağı çekebiliyor. Tüm mekanizmayı olması gerektiğini düşündüğünüz yere taşıyabilmek ve bunu uzun bir süreçte aynı seviyede tutabilmek zor zanaat. Bu nedenle işler kafamdaki gibi ya da planladığım şekilde ilerlemeyince bende de bazı devreler yanıyor. Onun dışında da dışarıdan belki böyle bir izlenim veriyorumdur.

KARDEŞ YAPMAYI DÜŞÜNÜYORUZ

* Peki, İstanbul’a kardeş düşünüyor musunuz?

– Düşünüyoruz, ama zamanlama konusunda bir karara varmış değiliz.

BAŞKA İŞ YAPIYOR OLSAYDI ONA YİNE SAYGI DUYARDIM

* Çok klasik bir soru olacak ama sanatçı ve ünlü biriyle yaşamanın bedeli nedir?

– Her mesleğin kendine ait bir zorluğu ve aileye getirdiği bir yük olabilir. Benim bütün mesleklere saygım var. Okan, bir doktor ya da bir polis memuru da olabilirdi. Hayatımız yine farklı olurdu. Ben de her eşin yapması gerektiği gibi ona saygı duyardım.
Röportaj: Ebru GÜZEL Fotoğraf: Serhat HAYRİ Prodüksiyon: Sinem GÜRLEYÜK

CEVAP VER