Melike Güner’den samimi röportaj !

0
219
Televizyon izleyicilerinin çoğunun ‘Doktorlar’ dizisiyle tanıdığı Melike Güner, bu sezon başrollerini Deniz Çakır ve İbrahim Çelikkol’un paylaştıkları ‘İffet’ adlı diziyle hayranlarının karşısında.

Dizide, en yakın arkadaşının elinden sevdiği adamı alan Betül karakterini canlandıran Güner, bir yandan da Tiyatro Yan Etki’nin ‘Cam Yapralar’ adlı oyununda rol alıyor. Philip Ridley’in yazdığı Sami Berat Marçalı’nın yönettiği oyunda Güner’e Şerif Sezer, Faik Ergin ve Ulaş Tuna Astepe eşlik ediyor. Sezonun görülmesi gereken oyunları arasında kalan ‘Cam Yapraklar’ aile kurumundan hareketle toplumun içine batan camlar yüzünden dört bir yana savrulan tüm yapraklarına gönderme yapıyor. Melike Güner’le hem diziyi hem de oyunu konuştuk…

Betül karakterini canlandırdığınız ‘İffet’ sezonun tutan sayılı dizilerinden biri oldu. Neye bağlıyorsunuz bu başarıyı?

Öncelikle yapım şirketine, bir de tabii ki dizinin ilk 13 bölümünü çeken Faruk Teber’e. Kendisi çok inandırıcı bir dünya kuruyor. “Bir iş nasıl başlarsa öyle gider” derler ya; Faruk Hoca gerçekten çok güzel bir başlangıç yapmamızı sağladı. Yönetmenlerimiz değiştikten sonra da bu güzellik sürdü.

‘ALLAH ISSIZ ADAMLARI BİLDİĞİ GİBİ YAPSIN’

Dizide çok yakın arkadaş olan Betül ve İffet aynı adama aşık. Betül en yakın arkadaşının aşkına göz diken kadın olduğu sevilmiyor. Sizin bakıç açınız nedir Betül’e ve bu duruma?

Ben oynadığım karakteri kendi içimde haklı bulmak zorundayım ki inandırabiliyim. Aksi takdirde tek amacı kötülük yapmak olan, tek boyutlu bir insana dönüşür. Oynarken Betül’ün amacının kötülük olmamasına çok dikkat ettim. Benim temel aldığım şey bu kızın aşkı ve aşk söz konusu olduğunda her şey mübahtır. Amacı kötülük yapmak değil. Bencil bir kız olabilir amacı mutlu olmak ve acı çekmemek. Bu noktada bir tercih yapacak ya kendi için acı çekecek ya da arkadaşı için. Cemil’le evlendikten sonra da çok mutlu mesut değildi Betül. İffet’in evine baktığında üzülüyordu. Hayatın içinde de bu böyledir. Bir yerde bir mutsuzluk varsa onun üzerine mutluluk inşa edemiyorsun.

Betül de İffet de aşkları için mücadele ediyor. İki kadını birbirine düşüren Cemil ise kim ne tarafa çekerse o yana gidiyor….

Hayatta da böyle değil mi? (Kahkahalar) Kadınlar özellikle söz konusu aşk olduğunda daha mücadeleci ve özverili. Her şeyden vazgeçebilen taraf kadınlar. Erkekler sanırım yetiştirilme tarzlarından dolayı gelene razı olmak gibi bir tavır içindeler.

‘BİR KEZ MASAL YAŞAYAN YİNE YAŞAR’

Başrolünde olduğunuz ‘İncir Reçeli’ndeki erkek gibi fedakar, aşk için gözünü karartıp her şeyi yapan erkeklerin yerini ıssız adamlar aldı öyle değil mi?

Kesinlikle! Ah o ıssız adamlar; Allah bildiği gibi yapsın onları! (Kahkahalar) ‘İncir Reçeli’ masalsı bir aşkı anlatıyordu. Beni en çok etkileyen yanı oydu, bence seyirciyi de bu etkiledi. Artık kimsenin bir başkası için o filmdeki gibi büyük fedakarlıklar yapacağını düşünmüyorum. Ama bir yandan da insanın hayatının bir döneminde böyle masalsı bir aşk yaşadıysa yeniden yaşayabileceğine inanıyorum. Tadını bildiğin bir şeyi yeniden yaratır ve yaşarsın. Birçok insan o masalsı aşkı hiç yaşamadı, yaşamayacak da. Öyle devam edip gidecekler hayatlarına. Böyle aşkları bilmedikleri için de bir kayıp olduğunu fark etmeyecekler. Cehaletin güzel tarafı bu; neyi kaybettiğini hiçbir zaman bilememek!

Ne eksiliyorlar ne de artıyorlar…

Her ilişkide insan çoğaldığı gibi aynı oranda da azalıyor. Yaşanan hiçbir şeyin arkasından yazık ya da boş yere diyemem ama ne kadar çok doldurduysan o kadar çok boşaltıyorsun heybenden, ruhundan, hayata bakış açından, güveninden. Dönüp baktığında da senden ne gitmiş olursa olsun o anda yaşanan her şey çok güzel olduğu için iyi ki yaşadım diyorsun. Benim hesabım tamam; giden kalan eşit!

‘Hala hissedebiliyor olmak şans mı lanet mi bilmiyorum’

Türk tiyatrosuna kan katan yeni ekiplerden Yan Etki’nin ikinci oyunu ‘Cam Yapraklar’da rol alıyorsunuz. Oyun, bütün arzılarımızın temelinde ailenin olduğunu çok etkili bir şekilde gözler önüne seriyor…

Evet, gerçekten çok güzel, dünyevi bir konusu var oyunun. Küçücük bir aileden hareketle bütüb toplumu sorguluyor. Ben aslında diziyle tiyatroyu bir arada götürmek zor olduğu için bir süre tiyatro yapmayacaktım ama yönetmenimiz Sami Berat Marçalı, ‘Cam Yapraklar’ı sahneleye koyacağını söyleyince hemen “Peki” dedim. Küçük bir ekibiz, küçük bir sahnede oynuyoruz. Küçücük bir alanda insanların içine dokunan bir iş gerçekleştiriyoruz. Oyunda çok fazla gönderme var, çok özel noktalara parmak basıyor gerçekten.

Sizin canlandırdığınız Debbie karakteri hayatını şiddet gördüğü ve aldatıldığı adamla birleştiriyor…

Ne kadar çok Debbie var etrafımızda öyle değil mi? Herkes gibi o da düzene uyuyor. Onunla hiç ilgileneyen, onu dinlemeyen, üstelik bir de döven, aldatan bir adamla sırf düzeni bozulmasın diye evleniyor. Tek derdi çantalarını alabilmek, alışverişe çıkabilmek… Başına ne gelirse gelsin basıp gitmiyor. Çok acı!

Oyunu izlerken “Elimize cam batsa canımız acır ama her yerimize camlar batmış vaziyette tepki veremez olduk” diye düşündüm hep…

Aşılandık, alıştırıldık, uyuşturulduk hepimiz. Hislerimizin donması için her şey yapıldı. En çok da ailemiz tarafından. Oyunda da anlattığımız gibi ortada bir düzen var, bunun dışında karlırsan cezalanıdırlırsın, anormal olarak kabul edilirsin, ötekileştirilirsin. Böyle bir düzendeyken hala hissediyor olmak şans mı lanet mi bilemiyorum artık. Bazen hiseetmiyor olmayı diliyorum. Kendimi kapana kıstırılmış gibi hissediyorum ve oradan çıkamayacağımı düşünüyorum. Küçük şeylerle nefes almaya çalışıyorum ama ne kadar başarılı olabiliyorum bilmiyorum.

‘Aşık olunca insanın IQ’su düşüyor’

Oyunda da dizide de dengesiz adamların peşindesiniz… Gerçek hayatta da “Ben bu adamı iyileştiririm” takıntınız var mı?

Yok, ne olur ben kimseyi adam etmek istemiyorum. Adam olup da gelsinler. (Kahkahalar) Annelikten, kendinde o yaratma kudretini görmekten kaynaklanıyor o durum.Hep sonuncu için ben aslında buna aşık oldum dersin ya; ben hiçbirini ve yaiadığım hiçbir şeyi ayırt edemiyorum. Bana birinci de sonuncu da en büyük aşkım gibi geliyor. Hafıza eskileri siliyor yeniden aşkla karşılaştığında. (Kahkahalar) Aşık olunca insanın IQ’su düşüyormuş, benimki kesin düşüyor. (Kahkahalar) O yüzden biraz şapsal gibiyim.

ECE SARUHAN
GAZETE HABERTURK- HT PAZAR

CEVAP VER