Fahriye Evcen'den samimi röportaj

0
344

Ünlü Oyuncu Fahriye Evcen, üniversite ile kırmızı halı arasındaki hayatını, Özcan Deniz’le birlikteliğinin sırlarını anlattı.

Kontrollü, çalışkan ve profesyonel. Henüz 24’ünde, son dönemin en parlak oyuncularından Fahriye Evcen, Boğaziçi’ndeki Tarih bölümüyle oyunculuk kariyerini aynı anda yürütüyor. Eylülde yeni bir diziye başlayacak olan Evcen, üniversite ile kırmızı halı arasındaki hayatını, Özcan Deniz’le birlikteliğinin sırlarını anlatıyor

Henüz 24 yaşındasınız. Kendinizi küçük yaşta bir anda şatafatlı dünyanın ortasına düştüğünüzü hissetiniz mi?
Başta bocaladım. Başta kameraya nasıl bakacağınızı dahi bilmiyorsunuz. Pişe pişe bir noktaya geldim. 2005’ten beri İstanbul’dayım. Altı senede yavaş yavaş yol alarak bu noktaya geldim.

Doğma büyüme İstanbullu olmamanız dezavantaj oldu mu?
Farklı bir ülkeden geldim. Almanya’nın ufak bir şehrinde doğup büyüdüm. Büyük şehirde yaşama mantığı benim için farklı, yakın olmadığım bir kavramdı. Berlin’e ilk gittiğimde 12 yaşındaydım. İstanbul’da yaşamak benim için en büyük zorluktu. Az nüfuslu, küçük yerleşim birimlerinde doğup büyüyenlerde hep büyük şehirde yaşama, meşhur olup yırtma hayali vardır. Bende hiç yoktu. Böyle bir kariyer aklımın ucundan geçmezdi.

Size kalsa orada yaşamaya devam eder miydiniz?
Kesinlikle.

Aileniz hâlâ Almanya’da mı?
Dayanamayıp yanıma geldiler. Altı aydır burada yaşıyorlar. Almanya’da yaşayan üç ablam var. Onlar için biraz zor bir karar oldu.

Aile kalabalık mı?
Çekirdek aileyi ikişer yeğen, üçer enişteden hesaplarsan gayet kalabalık denebilir.

Burada ablalarınızdan, yeğenlerinizden uzakta yaşamaya alıştınız mı?
İstanbul insanı yalnızlaştıran şehir… İstanbul’da uzaktan akrabalarımız, eski dostlarım, yeni dostlarım var. Kendimi yalnız hissetmiyorum.

Uzaktan bakıldığında kontrollü biri imajı çiziyorsunuz. Belki de fazla kontrollü…
Alman ekolünden geliyor biraz.

Ailenizle bu kadar yakın olmanız, onlara karşı duyduğunuz büyük sorumluluğun da etkisi olabilir mi?
Ailem benim için çok önemli. Onları üzecek bir şey yapmak istemem. Attığım adımı önce birkaç kez düşünürüm.

Yormuyor mu bu aşırı kontrollü olma halleri?
İçimde var olan, beni ben yapan bir şey. Aşırı kontrollü olmak beni rahatsız etmiyor.

’Koyver gitsin’ hali pek yok anlaşılan…
Büyük konuşmayayım ama hayatım boyunca hiç söylemeyeceğim bir laf.

Alman ve Türk kültürü arasında sıkışmış, iki arada bir derede kalmış bir jenerasyonun parçasısınız. Dezavantajını gördüğünüz oldu mu?

Kendimi bu konuda şanslı hissediyorum. Böyle bir dezavantaj yaşamadım. Türk arkadaşlarım da
oldu Alman arkadaşlarım da. Kişiyle alakalı bir durum. Sen hangi ruh halindeysen, karşındakine onu yansıtıyorsun. Ben o arada kalma halini avantaja dönüştürebilmiş olanlardanım. İki kültürün iyi taraflarını alıp, kendimce harmanladım.

Bir yandan okulunuz devam ediyor. Popülerliğinizin tavan yaptığı zamanlarda, vizem/finalim var gerekçesiyle röportaj reddettiğiniz, davetlere katılmadığınız oluyor mu?

Doğru tahmin! Öğrenmeye âşık bir insanım. Annemin babamın zoruyla okuduğum da yok. Tamamen kendi kararım. Okullu olmak bana müthiş bir haz veriyor. Üstüne, Boğaziçi zor bir okul. Üniversiteye Almanya’da başlamıştım. İstanbul’a yerleşince Boğaziçi’nde tarih bölümüne geçtim. Fakat, derslerimi saydıramadığım için sıfırdan başlamak zorunda kaldım.

Nasıl bir öğrencisiniz?
Gayet çalışkan. İlk senemi firesiz atlattım. Yakında yaz okulum başlayacak. Hızlı ilerleyebilmek için üstten, ikinci sınıfın derslerini almaya başladım.

Ders notları paylaşılamayan öğrencilerden misiniz?

Güzel not tutarım. Sosyoloji bölümünde konuşulmaya başlanmış ders notlarım. Diğer bölümlerden not isteyen henüz olmadı ama.

Evde bir yanda tarih kitapları, diğer yanda dizi senaryoları… Zor değil mi?

İkiye bölünmek bana iyi gelen bir şey. “Aynı anda bunu da becerebiliyorum” hissini, kendimi zorlamayı seviyorum.
Gece ’popüler oyuncu’ kontenjanında kırmızı halı davetinde, gündüz herkes gibi bir öğrenci olarak Boğaziçi amfisinde olmak nasıl bir his?
Sektörde zaten davetten davete koşan bir insan değilim. Davetlere işim gereği, katılmam gerektiği kadar katılıyorum. İkisini birbirinden ayırt etmeyi öğrendim. Okuldayken işi, işteyken okulu tamamen kafadan çıkarabiliyorum.

Okuldaki etki tepkiler nasıl?

Hocaların yaklaşımları farklı, tepkileri komik olabiliyor. Bir an kafasında oturtamıyor, “Ne işi var bu kızın burada? Bu kız ’o’ kız değil mi?” gibi durumlar oluyor.

Yaprak Dökümü’nde tam kadro ağlamaktan helak oldunuz.. Yaprak Dökümü sonrası neler değişti?

Aynen. İlk bölümlerde beni daha çok etkiliyordu, o ruh halinden çıkamıyordum. Güven Abla ile bir sahnemizde ağlamaktan, sarsılmaktan o kadar kasılmışım ki birkaç gün tüm bedenim tutuk dolaştım. Zamanla o sahnelerden etkilenmemeyi öğrendim. Dizi sonrası büyük bir boşluğa düşüyorsunuz tabii.

RADİKAL

CEVAP VER